Türkiye’nin Tarihi İstasyonları

Türkiye’nin Tarihi İstasyonları

Günümüzde tren yolculuklarını anlamlı kılan nedenlerden birisi de yıllar önce kullanılan ve içerisinde onlarca yıllık tarihi barındıran tren istasyonları. İşte Türkiye’nin farklı yerlerinden hem kendi dönemlerine, hem de günümüze damgasını vurmuş istasyonlar.

Buhar makinesinin icadı ile başlayan demiryolu macerası, kısa zamanda tüm dünyaya yayılır. Bu hızlı yayılma, yük ve yolcu yığınlarının taşındığı, onların belli noktalara indirilip, bindirildiği ve hizmet verildiği, yepyeni tasarım fonksiyonlarını da beraberinde getirir. Osmanlı Devleti’nin son yıllarına doğru kullanılmaya başlanılan demiryolu ulaşımı, o zamanlar Osmanlı Devleti gözetiminde bulunmayıp, zengin kişiler tarafından yap-işlet prensibi ile sürdürülmekteydi. Daha sonra Cumhuriyetin ilanıyla birlikte çıkarılan yasayla demiryolları devletin kontrolüne geçti. Bu durum sayesinde birçok tren garı inşa edildi ve Osmanlı zamanından kalan birçok özel gar devlet tarafından işletildi.

Dünyanın dört bir tarafında inşa edilen istasyon binaları; kimi zaman yapıldıkları bölgenin mimarlık kültürünü, kimi zaman hattı yapan ülkenin kendi kültürünü, kimi zaman da geçmiş dönemlerin izlerinin yeniden yorumlanması biçiminde tezahür eder. Tüm bu gelişmelerin paralelinde cereyan eden Osmanlı demiryolları serüveni de benzer unsurları bünyesinde barındırır.

İşte Türkiye’nin farklı yerlerinden hem kendi dönemlerine, hem de günümüze damgasını vurmuş istasyonlar.

İstanbul- Haydarpaşa Tren Garı: Hem tarihi, hem de mimari açıdan oldukça büyük öneme sahip Haydarpaşa Tren İstasyonu, Anadolu’ya giden demiryollarının başlangıç noktasıdır. Kadıköy’de bulunan istasyonun yapımı 1903 senesinde başlamış ve yaklaşık üç sene sürmüştür. Otto Ritter ve Helmuth Cuna adında iki Alman mimar tarafından çizilen proje, neo-rönesans mimarisi izleri taşımaktadır. Binanın batı kanadı, “U” şeklinde tasarlanmış doğu kanadından daha kısadır ve yüksek tavanlı koridorlardan bolca bulunmaktadır. Çatısı arduvazla kaplanmış ve oldukça dik durmaktadır. Güney tarafında Barok tarzı, bir dönem TCDD sembolü olarak da kullanılmış bir saat bulunmaktadır.

Haydarpaşa Gar Lokantası, binanın doğu kanadında bulunmakta ve gerek atmosferi, gerek yemekleriyle oldukça ilgi çekmekte ve övgü almaktadır. Eski filmlerin havasını bu lokantada fazlasıyla hissedebilirsiniz.

Sabotajlar ve kazalar yüzünden belli dönemlerde oldukça hasar alan istasyon, zamanla yenilenerek kullanılmaya devam edilmiştir.

İstanbul- Sirkeci Garı: 19. yüzyıl başlarında, Kırım Savaşı döneminde, İngiliz ve Fransız ordusu İstanbul’da konuşlanmaya başlayınca, Sirkeci’de büyükçe bir liman kurdular. Günümüzde Ahırkapı Feneri de buraya yakın bir yerde bulunmaktadır. Savaştan sonra, Topkapı Sarayı’nın da içinden geçen bir tren yolu yapılmasına karar verildi. 1890 yılında açılan istasyon, o zamanlar “Musir Hamdi Paşa Garı” olarak bilinmekteydi. Yerel kültürün ağır bastığı bir tasarıma sahip olan istasyon, renkli desenlerle kaplı zemini ve büyük saat kuleleriyle bir elmas gibi parlıyordu.

Güzel bir tarihe ve çalkantılı bir döneme şahitlik etmiş olan bu istasyon, günümüzde de hizmet vermeye devam ediyor. Doya doya gezip, çoğu kısmını da inceleyebilirsiniz.

Ankara Tren İstasyonu: Hem şehir içi ulaşım hem de aydınlatıcı bir tarihe sahip olması açısından Ankara Tren İstasyonu oldukça büyük bir öneme sahip.

Bu taştan binaya adımınızı atar atmaz Kurtuluş Savaşı tarihi zihninizde yankılanıyor. İstasyonda bulunan dört müze, sizi Türk demiryollarının 1856 yılında başlayan, kuruluş ve hızlı trenlere geçişin olduğu tarihi bir yolculuğa çıkartıyor. Kurtuluş Savaşı sırasında meclis binası olarak da kullanılan istasyonun zemin katı müzelerden bir tanesi haline getirilmiş. Atatürk’ün ve meclis üyelerinin kullandığı tren burada sergilenmektedir.

TCDD Müzesi’nde sergilenen trenler, tarihin içerisinden kopup gelmiş gibi, hepsi buharlı lokomotiflerden oluşmaktadır. 29 Ekim tarihlerinde Jazz sanatçılarının ara ara verdikleri konserlere katılmanızı tavsiye ederiz.

İstasyonda bulunan tarihi restoranda güzel bir Türk kahvesi içebilir ve düşüncelerinizi sıraya koyabilirsiniz. Eğer aceleniz yoksa trenle ufak bir yolculuğa çıkmanız ve şehrin değişen görüntüsü eşliğinde Ankara’nın tadına varmanız da oldukça güzel bir tecrübe olacaktır.

Ankara Gazi Garı: Ülkemizde bulunan gar binaları arasında Ankara Gazi Garı da özel bir konuma sahiptir. Burhanettin Tamcı tarafından projelendirilen garın, inşası 1926 yılında tamamlanmıştır.

Ankara Gazi Garı, ülkemiz ulusal mimarlık döneminin ilk örneği olması hasebiyle önemli bir yere sahiptir. Diğerlerinden farklı olarak kare şeklinde planlanmış bir giriş alanına sahip olan garın yapımında geleneksel motifler yüz göstermektedir. Gar binasının cephesi Kütahya çinileri ile süslenerek muhteşem bir görsellik ön plana çıkarılmıştır.

İzmir- Kemer İstasyonu: 1856 yılında, Osmanlı İmparatorluğu, bir İngiliz şirketine İzmir’den Aydın’a demiryolu yapması için yetki vermişti. Alsancak’tan Kemer’e giden yolun tamamlanmasıyla bu hatta kullanılmaya başlanan demiryolunun, 1860’da Torbalı’ya kadar ulaşmasıyla beraber, ilk yük trenleri de kullanıma sunuldu.

1866 yılında Aydın’a kadar uzanan demiryolu, Aydın-İzmir arasında yük trenleriyle Osmanlı ve İngiliz şirketi için çalışmaya başladı. Kemer İstasyonu genellikle yük treni işletmeciliğinde kullanılmıştır.

2008’de onarımına başlanan demiryolu, 2010’da tekrar kullanıma açılmıştır.

İzmir- Alsancak Tren İstasyonu: İzmir’in en eski ikinci tren istasyonu olan Alsancak Tren İstasyonu, Türkiye’deki en büyük tren istasyonu olma özelliğini taşımaktadır. Önde gelen ticaret şehirlerinden birisi olan İzmir’de, 19. yüzyıla hâkim olan tarımdan elde edilen ürünlerin karavanla dış hatlara taşınması zor olduğundan, Kemer İstasyonu’nu yapan İngiliz şirketine Osmanlı tarafından verilen yetkiyle yaptırılmıştır. Osmanlı döneminde genellikle yük taşımacılığı yapılan bu hat, günümüzde hem şehir içi, hem şehir dışı ulaşımda kullanılan önemli bir istasyondur.

İzmir-Basmane Garı: İzmir’in Basmane semtinde bulunan bu gar, İzmir hattının yapımından sonraki aşamalarda tasarlanmıştır. Geniş bir giriş salonuna ve dikdörtgen ile simetrik plan şemasına sahip olan garın cephesi kesme taşlardan oluşmaktadır. Yapım sırasında sivri kemerler yerine yuvarlak ve basık yapıda olanları kullanılmıştır. Basmane Gar’ı üç katlı olarak inşa edilmiş ve giriş katının üzeri lojman olarak faaliyet göstermektedir. Nostaljik bir atmosfere sahip olan Basmane Gar’ındaki peronların üst tarafı çelik örtüler ile örtülüdür.

Bursa- Merinos İstasyonu: Abdülhamit döneminde, 1874 yılında inşa edilmeye başlanan bu istasyon, 1892-1951 yılları arasında hizmet vermiş ve daha sonra kapatılmıştır. Restore edilmesinden sonra sosyal tesis olarak kullanılmaya başlanan istasyonda günümüzde; kır düğün alanı, Şimendifer Lokantası ve Cafe Vagon hizmet vermektedir. Günümüzde Bursa-Mudanya hattı tekrar yapılmaya başlansa da buralara gidip, tren yolunda dolaşmak ve hattı takip etmek sıra dışı ve tarih kokan bir tecrübe sunabilir.

Konya Garı: Dikdörtgen olarak planlanmış, iki katlı ve dışa doğru açılan bir giriş alanına sahip Konya Garı, aynı zamanda inşa edildiği Ankara ve Eskişehir Gar binalarını andıran bir yapıya sahiptir. Genel olarak bakıldığında sahip olduğu plan Malatya, Kayseri ve Kırklareli Gar binaları ile bir uyum göstermektedir. Konya Gar’ının inşasında sadece tuğla, taş ve ahşap malzemeler kullanılmıştır. Gar ahşap bir çatıya sahiptir.

Adana Garı: Adana Garı, aynı dönemde yapılmış birçok gar ile benzerlik gösterdiği halde bazı farklılıklara da sahiptir. Garın giriş kısmı, döneminde yapılan diğer garlar gibi dışa vurgulanacak bir mimariye sahip olmayıp, ahşap malzemeler ile yapılmış payandalar ile kendisine özgü bir tarz sunmaktadır.

Adana Garı; bünyesinde bulundurduğu ana binası, lojmanları ve tren bakımları ve tamirlerinin gerçekleştiği atölyeler ile şehrin merkezinde yer almaktadır. Yapımı 1912 yılında tamamlanan Gar nostaljik bir atmosfere sahiptir.